Kes çığlıklarını yüreğim, karanlıklar seni
duyamaz...
Kes ki, matemlerle, kederlerle örülmüş bir girdaba düşmüş
omuzlar, seni taşıyamayacak
kadar yorgun... Geçmiş vakitlerin
ruhunun ağırlığıyla zaten bitap düşmüş bu mahkum, ağaçkurtlarının yiyip
bitirdiği gövdesiyle ümitsizlik okyanusunda zillet ve boyuneğiş
mücadelesine devam ediyor çünkü...
Sus işte, sus
terennümlerinde aşkın yeri olmasın, acemaşiran nağmelerin derin sükuta
bırakmasın yerini... Ey kalbim bana hatırlatma, kahkaha ve neşe
sedalarını, kaygılara, korkulara, onulmaz bekleyişlere, kahredici ateşlere
dönüştürme...
Yakma içimi ve sis bulutlarının içine defnetme
hülyalarımı... İnceden inceye 'gel' diyen davetkar sesinin tınılarıyla bir
ince gırnap gibi sarılma boğazıma... Pusu kurarak bed yüzlü çehrelerle
çıkma karşıma, fecir yüzlü sevdaların tuzağına düşürme
beni...
Parmakuçlarında yanaşma yanıma, nüfuz ederek melankolime,
kapama gözkapaklarımı gizli parmaklarınla...
Sus, sus ki, dehşetli
rüyaların esiri olmayayım, zan ve vehim peçesiyle sarmalanmış ruhumu
bırakmayayım alışmadığı yerlere... O yerler ki, vahaların serin ılgıtıyla,
gülşenlerin ıtırlanmış kokusuyla evli de olsa bir garip kalır
burada...
Bırak, bırak ki, ruhumun sabahı eceliyle yaşıt olsun..
Sus yüreğim, haykırma, cezbolma güzelliklere... Onlar ki, gecenin
medcezirine ibtila olur, ardından gider, sonra döner pervane olurlar
ışığa, yokoluşa...
Sen ey kalbim, idrakimin köşe bucağında
suskunlaşmış bir düşünce olarak kal... Ebediyette ölümle hayatın zifafa
girdiği gecelerin kanatlarına takılınca dalgalanma birdenbire,
tutuşma...
Özgürlüğüme göz koyma, koyu renkli sevdaların albenisine
bahtsızca at sürme, ayartma hayallerimi ve sızlatma kıyımı bucağımı
gözalıcı vaadlerle...
Yakarışlar, senin nidandır yüreğim... Kalk ve
sakince yürü kalabalığın ardı sıra...
Heyhat yüreğim, dövünmelerim
özlemlerini teskin etmiyor, gözyaşlarım susuzluğunu dindirmiyor,
hüzünlerim depremlerini bitirmiyor ve görüyorum ki, sahnesiz trajedim
senin oyun hevesini alaşağı etmiyor.
Cemreler düşüyor sana güneş her
uyandığında, gülümsediğinde... Umutların arkasına türkü yakıyorsun ve
kutsal sevdalar ummanına yelken açmayı hayal ediyor, bekliyorsun.
Gurbetleri gömüyor okyanuslara, sılayı düşlüyorsun..
Ve sen ey
kalbim çığlıkların tükenmiyor bir türlü, sesleniyor, haykırıyor,
bağırıyor, istiyorsun!
Git o halde, azad ettim seni... Müebbet
sevdaların gamlı hazanına koş... Nisan ovalarının menekşe kokularına
karış... Yokol sevda çimenlerinde..
Ve kalbim, ey kalbim...
Değecekse eğer karanfillere git oraya... Kanlı tırnaklarınla kazı aşkını
taşlara... Bir daha çıkmamacasına, ölesiye kazı onu...
Kazı ve
haykır aleme, "Devlerin aşkı büyük olur"
Bir Dost...